|
NÖRO - TEOLOJİ
Din
şimdi beyinde aranıyor
Beynimizin yapısının, dini inanışlarımızın
kökenini ve gücünü açıklayabileceği iddia ediliyor.
Newsweek dergisinde yayınlanan bir makalede
bilim adamları şimdi beynin yapısının, kişiyi dua ve ibadetlere yönlendirdiğini
ileri sürüyor.
Ruhani deneyimlerin nöronlar tarafından
yaratıldığı iddiası kafaları kurcalaya dursun, ortaya şöyle bir soru atılıyor:
"Dini inanışlar beynin mekanizmasından kaynaklanıyorsa, bu mekanizmayı
çalıştıran büyük enerji ne olabilir? "Tibetli budist, her zamanki gibi ibadetine
başlıyor. Önce mumlar ve yasemin tütsüsü yakıyor, ardından lotus pozisyonunu
alarak kendi içine doğru yaptığı yolculuğuna başlıyor.
Odayı dolduran esansın eşliğinde benliğini
arzulardan, kaygılardan ve duyulardan arındırıyor.
Ne var ki bu defa ibadeti her zamankinden
biraz farklı. Genç budistin yanında uzun bir ip, sol kolunun üzerinde ise bir
kablo var. Vecd haline yaklaşırken ipi çekiyor. İpin diğer ucunda, yandaki odada
bekleyen Dr.Andrew Newberg bu çekişi hisseder hissetmez kablo yoluyla bir
radyoaktif iz sürücü zerk ediyor. Daha sonra SPECT adı verilen bir beyin
görüntüleme aletini çalıştırarak budistin ulaştığı bütünlük duygusunu bilgisayar
yoluyla okumaya çalışıyor. Beynin üst kesiminde yer alan bir bölge,duyuları
alıyor ve 'ben'in bittiği, bütünlüğün başladığı duygusuna götürüyor. Bu bölgenin
faaliyeti, bilgisayar çıktısına büyük dalgalanmalar şeklinde yansıyor. Tüm
duyumlardan arınmış bir halde, kişinin tamamen içsel dünyasına yöneldiği anda
ise bu merkez, kişi ve dünya arasındaki sınırı çizemiyor. Bu noktada beynin
elinden hiçbir şeyin gelmeyeceğini söyleyen Newberg, beynin kendisini sonsuz ve
varolan her şeyle bir olarak algıladığını ifade ediyor.
Bazı bilim adamlarının dini son derece ilginç
bulmaları ve üzerinde araştırmalar yapmak istemeleri sonucunda bilim ve din
arasındaki gerilim giderek artıyor. Bu araştırmalarda ilk adımı atan nörologlar,
epilepsi ile dine ani yöneliş arasında bir bağlantı olduğunu ortaya çıkardı.
California Üniversitesi uzmanları tarafından
1997 yılında bir seminerde aktarılan bilgilere göre, bu hastalar, kriz anında
Tanrı'yı gördüklerini veya "ani bir aydınlanma" deneyimlediklerini kaydediyor.
Şimdi bilim adamları, dini deneyimlerin daha yaygın türevleri üzerinde
araştırmalarını sürdürüyor.
Pennsylvania Üniversitesi'nden Dr. Newberg ve
Dr. Eugene d!Aquili, bu yeni sahaya nöro-teoloji adını veriyor.
Yayınlanması beklenen kitaplarında, ruhani
deneyimlerin beynin yapısının kaçınılmaz bir sonucu olduğu görüşüne yer
veriliyor. İki uzmana göre insan beyni genetik olarak dini inanışlara
koşullan-dırılmış durumda. En basit dua tekrarları bile beyni belirgin biçimde
etkiliyor.
Fransisken rahibelerinin SPECT taramalarında
araştırmacılar, beynin söz konusu orientasyon merkezinin dinginleştiğini
belirledi. Bu durumun, rahibelerin Tanrı'ya yakınlaşma ve bütünleşme
hissine yol açtığı bildiriliyor.
Kişinin,kendisini daha büyük bir güçle
bütünleşmiş hissetmesinin duygusal ya da iradesel bir süreç olmadığını ileri
süren Newberg ve d'Aquili, fikirlerini "Why God Won't Go Away" adlı kitaplarında
ayrıntılı şekilde açıklıyor. Nöro-teoloji bundan başka, ritüel davranışların
beyni aşama, aşama nasıl etkilediğini de inceliyor.
1997 yılında Japon bilim adamları tarafından
yapılan bir araştırma, yinelenen ritmlerin beynin hipotalamus bölgesini
dinginleş- tirdiğini veya aktifleştirdiğini gösteriyor. Bu durum, dini
ilahilerin nasıl ruhani bir dinginliğe ulaştırdığını açıklarken, Sufi
mistiklerin esrik dans motiflerinin nasıl uyarıcı bir etki yarattığını
aydınlatıyor.
Bilim adamlarına göre bu coşkun ruh halinin
nedeni, evrenin enerjisini kanalize ettiği hissinin yaratılması.
Ritüeller aynı zamanda zihnin odaklanmasını
sağlayarak duyu alıcılarını bloke ediyor. İnançsız kişilerin dahi ritüellerden
etkilenmesi bu şekilde açıklanıyor.
|